Eski Turizm Bakanı Bahattin Yücel, Orta Doğu’daki savaşın Türkiye turizmine etkilerine dikkat çekerek sektör için acil önlem çağrısı yaptı. Yücel, turizmin sürdürülebilirliği için üç kritik çözüm önerisi sundu.
Turizm Sohbetleri programına konuk olan eski Turizm Bakanı Bahattin Yücel, Orta Doğu’da süren savaşın Türkiye turizmi üzerindeki etkilerini değerlendirdi. Yücel, başlangıçta kısa süreceği düşünülen krizin kalıcı hale geldiğini ve sektör üzerinde ciddi baskı oluşturduğunu ifade etti.
Bölgedeki jeopolitik gelişmelerin turizm hareketlerini doğrudan etkilediğini belirten Yücel, Karadeniz’de NATO ile Rusya arasındaki gerilim ve Orta Doğu’daki çatışmaların Türkiye’yi Rusya-Ukrayna savaşından daha ağır etkilediğini vurguladı. Türkiye’nin Montrö Sözleşmesi kapsamında sahip olduğu stratejik konumun da bu süreçte önem kazandığını dile getirdi.
Turizm ekonomisi alarm veriyor
Türkiye ekonomisinde yaklaşık %13 paya sahip olan turizm sektörünün, mevcut ekonomik koşullar nedeniyle baskı altında olduğunu belirten Yücel, düşük kur politikası ve yüksek enflasyonun kârlılığı azalttığını söyledi. Ayrıca turizm istatistiklerinde uluslararası standartlardan sapılması ve artan kredi borçlarının sektörü zayıflattığını ifade etti.
Savaşla birlikte doluluk oranlarında düşüş, rezervasyon iptalleri ve sezonun geç açılma riski gibi sorunların arttığını belirten Yücel, bu durumun tesis kapanmaları ve işsizlik riskini beraberinde getirdiğine dikkat çekti.
Sektör için 3 kritik çözüm önerisi
Yücel, turizmin sürdürülebilirliği için üç başlıkta acil önlem paketi önerdi. İlk olarak, konaklama sektöründeki borç yükünün hafifletilmesi için Türkiye Varlık Fonu aracılığıyla yeniden yapılandırma modelinin devreye alınmasını önerdi. İkinci olarak, turizm çalışanlarının SGK primleri ve vergi ödemelerinin faizsiz ertelenmesiyle istihdamın korunabileceğini belirtti. Üçüncü öneri olarak ise iç turizmi canlandıracak bir model geliştirilmesini, şirketlerin çalışanlarının tatil harcamalarını vergiden düşebilmesini önerdi.
Yücel ayrıca, sektörün sadece ekonomik değil yapısal bir dönüşüme de ihtiyaç duyduğunu vurgulayarak, kitle turizminden daha deneyim odaklı bir modele geçişin kaçınılmaz olduğunu ifade etti.





