Yatırım yoluyla oturum ve vatandaşlık programları 100 milyar dolarlık global pazara dönüşürken, Türkiye’den çıkan yatırımcı talebi son 4 yılda 10 kat arttı. Türkler en çok Yunanistan, Portekiz ve Dubai’yi tercih ediyor.
Golden Visa ve yatırım yoluyla vatandaşlık programları, küresel ölçekte hızla büyüyerek 2026 yılında 100 milyar dolarlık bir pazar hacmine ulaşmaya hazırlanıyor. Bu programlar artık sadece vizesiz seyahat ayrıcalığı değil, yatırımcılar için siyasi ve ekonomik risklere karşı bir güvenlik kalkanı haline geliyor.
Pandemi öncesinde 21,4 milyar dolar olan pazar, 2025 itibarıyla 100 milyar dolara yaklaştı. Gelişen jeopolitik riskler, vergisel baskılar ve servet transferi planlamaları, bu yükselişi besleyen temel unsurlar arasında yer alıyor.
Savills verilerine göre, global emlak pazarının 2026’da 1 trilyon doları aşması bekleniyor. Bu büyüklüğün en az yüzde 10’unu, oturum ve vatandaşlık programları için yapılan yatırımların oluşturacağı öngörülüyor.
Türkiye’den Talep 10 Kat Arttı
Vesta Global Kurucu Ortağı Teuta Narazan, Türkiye’den yurt dışındaki vatandaşlık programlarına yönelik yatırımın 2020’de 213 milyon dolar iken, 2026 yılı sonunda 3 milyar dolara yaklaşacağını belirtiyor. 4 yılda 10 katın üzerinde bir büyüme gösteren bu talep, Türkiye’nin global trenddeki yerini pekiştiriyor.
Narazan’a göre Türk yatırımcılar için motivasyon kaynakları arasında:
Rezerv para ile yatırım yapma fırsatı
Çocukların yurt dışında eğitimi
Vergisel planlama ve mülkiyet güvenliği gibi faktörler öne çıkıyor.
Yunanistan, Portekiz ve Dubai İlgi Görüyor
Türk yatırımcılar, Avrupa’da en çok Yunanistan ve Portekiz‘i; Avrupa dışındaysa Dubai‘yi tercih ediyor. Ancak uzmanlara göre, yalnızca yatırım tutarı veya vatandaşlık süresi değil, programların hukuki güvenliği, uygulama istikrarı ve sürdürülebilirliği gibi faktörler de karar sürecinde kritik rol oynuyor.
Narazan şunları vurguluyor:
“Yatırım yapılan varlığın türü, kullanım koşulları ve ileride doğabilecek yükümlülükler dikkatle değerlendirilmelidir. Artık bu pazarda doğru ülke ve yapı seçimi, kısa vadeli maliyet avantajından çok uzun vadeli hukuki şeffaflık ve öngörülebilirlik temelinde yapılıyor.”
Bu değerlendirmeler, yatırımcılara daha bilinçli ve stratejik hareket edilmesi gereken bir döneme girildiğini gösteriyor.





