ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının ardından Basra Körfezi’nde artan askeri gerilim kruvaziyer turizmini ve ulaşım sektörünü etkiledi. Limanlarda bekleyen gemilerdeki binlerce yolcu seyahat belirsizliğiyle karşı karşıya kaldı.
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının ardından tırmanan askeri gerilim, Basra Körfezi’nde güvenlik dengelerinin yanı sıra kruvaziyer turizmi ve ulaşım sektörünü de olumsuz etkiledi. Bölgedeki hava sahalarının kapanması, liman faaliyetlerinin aksaması ve Hürmüz Boğazı’ndaki güvenlik riskleri uluslararası seyahat trafiğinde ciddi aksamalara yol açtı.
Edinilen bilgilere göre Dubai, Abu Dabi ve Doha limanlarında demirleyen en az 6 kruvaziyer gemisindeki binlerce yolcu gemilerden ayrılamadı. Hava trafiğinin durma noktasına gelmesi nedeniyle yolcuların ülkelerine dönüş planları da belirsizliğe girdi.
Sektör temsilcileri, yaşanan gelişmelerin salgın döneminden bu yana kruvaziyer turizminin karşı karşıya kaldığı en ciddi krizlerden biri olduğunu ifade ediyor. Gemilerin limanlarda beklemek zorunda kalması operasyonel maliyetleri artırırken iptal edilen seferler ve yapılması gereken geri ödemeler şirketler üzerinde finansal baskı oluşturuyor.
Ayrıca Körfez’de sezonun sonuna yaklaşılması nedeniyle gemilerin Avrupa sularına yeniden konumlandırılamaması riskine dikkat çekiliyor. Bu durumun yaz aylarında Akdeniz ve Avrupa’daki kruvaziyer programlarında zincirleme aksamalara yol açabileceği belirtiliyor.
Kruvaziyer turizmi uzmanı ve “The Cruise Guy” markasının kurucusu Stewart Chiron, bölgedeki çatışma nedeniyle Basra Körfezi’nde seyreden 6 kruvaziyer gemisinin güvenli liman bulmak için Abu Dabi ve Dubai’ye yöneldiğini söyledi. Chiron, şirketlerin yolcuların ve gemilerin güvenliğini sağlamak için yoğun çaba harcadığını belirterek, güvenliğin sağlanmasının ardından gemilerin yeniden seyre başlayabileceğini ifade etti.
Uzmanlara göre askeri gerilimin uzaması halinde Körfez ülkelerinde turizm gelirlerinde ciddi kayıplar yaşanabilir. Özellikle kruvaziyer turizmi ve hava ulaşımına dayalı ekonomik faaliyetlerin uzun süreli bir belirsizlikle karşı karşıya kalabileceği değerlendiriliyor.





