Fatih Altaylı, Ege ve Akdeniz kıyılarındaki balık çiftliklerinin konumunu turizm yatırımları üzerinden tartışmaya açtı. Yıllık yaklaşık 2 milyar dolarlık üretim geliri sağlayan çiftliklerin kıyıya yakın tutulmasını eleştiren Altaylı, milyarlarca dolarlık turizm ekonomisinin zarar gördüğünü savundu.
Türkiye’nin milyarlarca dolarlık turizm yatırımlarının yoğunlaştığı Ege ve Akdeniz kıyıları, bu kez balık çiftlikleri üzerinden tartışmaya açıldı. Gazeteci Fatih Altaylı, “Balık çiftliği mi turizm mi!” başlıklı yazısında, yaklaşık 2 milyar dolarlık gelir sağlayan balık yetiştiriciliği ile çok daha büyük bir ekonomik hacme sahip turizmin aynı kıyılardaki çıkarlarının çatıştığını savundu. Altaylı’ya göre sorun balık üretimi değil, çiftliklerin kıyıya yakın alanlarda konumlandırılması.
Altaylı, Türkiye’nin Ege ve Akdeniz kıyılarının ülkenin en önemli ekonomik değerlerinden biri olduğunu belirterek son 35-40 yılda bu bölgelerde milyarlarca dolarlık turizm yatırımı gerçekleştirildiğine dikkat çekti. Türkiye’nin geçen yıl 62 milyondan fazla ziyaretçi ağırladığını ve yaklaşık 65 milyar dolarlık turizm geliri elde ettiğini aktaran Altaylı, kıyıların ekonomik değerinin yalnızca konaklama tesisleri üzerinden hesaplanamayacağını ifade etti.
2 milyar dolarlık sektör kıyılarda büyüdü
Türkiye’de Karadeniz’de somon, Ege’de ise ağırlıklı olarak levrek ve çipura yetiştirildiğini belirten Altaylı, balık çiftliklerinin özellikle Muğla çevresinde yoğunlaştığını yazdı. Yıllık üretimin yaklaşık 650 bin tona, sektör gelirinin ise yaklaşık 2 milyar dolara ulaştığını kaydetti.
Bununla birlikte yem konusunda ithalata yüksek bağımlılık bulunduğunu belirten Altaylı, sektörün yarattığı katma değerin ve kârlılığın düşünüldüğü kadar yüksek olmadığını savundu.
Altaylı, balık çiftliklerinin kapatılmasını ya da üretimin sona erdirilmesini önermediğinin özellikle altını çizdi. Tartışmanın merkezinde tesislerin nerede konumlandırıldığı bulunuyor. Altaylı’ya göre çiftliklerin kıyıya yakın tutulması işletme maliyetlerini azaltırken, deniz kirliliği ve deniz tabanındaki ekosistem üzerinde baskı yaratabiliyor.
Bu etkinin turizm tesislerinin yoğun olduğu bölgelerde yalnızca çevresel değil, ekonomik sonuçlar da doğurduğunu öne süren Altaylı, Çeşme ve Alaçatı çevresindeki kirliliği “inanılmaz” olarak nitelendirdi. Bodrum Yarımadası’nın kuzeyi ile Didim’in güneyindeki Güllük Körfezi’nde ise tablonun daha ağır olduğunu savundu.
Lüks turizm ile çiftlikler yan yana
Tartışmanın bir başka boyutunu bölgede son yıllarda hızlanan üst segment turizm yatırımları oluşturuyor. Altaylı, Bodrum ve çevresinde yüksek gelir grubuna hitap eden tesislerin yanı sıra Kaplankaya, Amman, Bulgari ve Mandarin Oriental gibi projelerin bulunduğunu hatırlattı.
Bölgedeki bazı villa fiyatlarının 50-60 milyon dolar seviyelerine kadar ulaştığını belirten Altaylı, buna karşın bazı yüksek değerli turizm alanlarının açıklarında çok sayıda balık çiftliği bulunduğunu ifade etti.
Yazısında Cennet Koyu açıklarına demirleyen, Rus bir oligarka ait olduğunu belirttiği 100 milyon doların üzerindeki yatı da örnek gösteren Altaylı, poyrazla birlikte balık çiftliklerinden kaynaklandığını ileri sürdüğü kirliliğin koya ulaşmasının ardından yatın bölgeden ayrıldığını aktardı.
Yaklaşık 50 personel taşıdığını belirttiği böyle bir yatın sahibinin Türkiye’de günlük on binlerce dolar harcama yapabilecek ve milyonlarca dolarlık gayrimenkul satın alabilecek ekonomik güce sahip olduğuna dikkat çekti. Altaylı bu örnek üzerinden, kıyı kullanımındaki tercihlerin yüksek gelirli turizm açısından doğrudan sonuçları olabileceğini savundu.
“Sorun üretim değil, konum”
Altaylı’ya göre çözüm balık yetiştiriciliğini ortadan kaldırmak değil, çiftlikleri turizm bölgeleri ve hassas kıyı alanlarından uzaklaştırmak. Tesislerin daha açık denize taşınmasının üretim maliyetlerini yükseltebileceğini kabul eden Altaylı, buna karşın mevcut konumların turizm ekonomisine verebileceği zararın da hesaba katılması gerektiğini ifade etti.
Turizmin yalnızca otellerden ibaret olmadığını vurgulayan Altaylı, sektörün restoranlardan ulaşıma, marinadan perakendeye ve gayrimenkule kadar geniş bir ekonomik alan yarattığını belirtti. Balık çiftliklerinin istihdam kapasitesinin ise turizmle karşılaştırıldığında çok daha sınırlı kaldığını savundu.
Bu nedenle tartışmanın “balıkçılık mı, turizm mi?” gibi kesin bir tercihe indirgenmemesi gerektiğini belirten Altaylı’nın temel eleştirisi, farklı sektörlerin aynı kıyı alanlarında birbirlerine zarar vermeyecek biçimde planlanamaması üzerinde yoğunlaşıyor.
Kıyı planlamasına sert eleştiri
Altaylı, balık çiftliklerinin yıllık yaklaşık 2 milyar dolarlık gelir sağladığını, buna karşılık Türkiye turizminin onlarca milyar dolarlık ekonomik büyüklüğe ulaştığını hatırlatarak kıyı planlamasındaki tercihleri sorguladı.
Çiftliklerin açık denize taşınması yerine maliyet avantajı nedeniyle kıyıya yakın tutulduğunu savunan Altaylı, bunun çevre, turizm yatırımları ve yüksek harcama yapan ziyaretçiler açısından oluşturduğu maliyetin göz ardı edildiğini ileri sürdü.
Yazısının sonunda balık çiftliklerinin mevcut biçimde kıyılarda faaliyet göstermesine izin verilmesini “kötü yönetim, plansızlık, beceriksizlik veya zayıflık” ihtimalleri üzerinden eleştiren Altaylı, çevreye ve turizme zarar verdiğini öne sürdüğü uygulamalar konusunda neden sonuç alınamadığını sorguladı.
Ortaya çıkan tartışma, Türkiye’nin kıyılarından ekonomik değer üreten iki sektörün karşı karşıya getirilmesinden çok, kıyıların hangi planlama anlayışıyla kullanılacağı sorusunu yeniden gündeme taşıyor.






