Ana SayfaHaberlerCenk Demiroğlu: “İklim değişikliği Türkiye turizmini de dönüştürüyor: Destinasyon yönetimi bunun için...

Cenk Demiroğlu: “İklim değişikliği Türkiye turizmini de dönüştürüyor: Destinasyon yönetimi bunun için de gerekli”

Turizm Sohbetleri’ne konuk olan İsveç Umeå Üniversitesi Coğrafya Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Cenk Demiroğlu, iklim değişikliğinin Türkiye turizmi açısından artık geleceğe ilişkin bir tehdit değil, bugün yaşanan bir gerçek olduğunu belirterek, özellikle Antalya ve Muğla gibi Akdeniz destinasyonlarında yaz turizminin dönüşmek zorunda kalacağını söyledi. Demiroğlu, “Coolcation” olarak adlandırılan serin destinasyonlara yönelimin Türkiye’de de önem kazanabileceğini belirtirken, turizmin geleceği için destinasyon yönetimi ve iklim değişikliğine uyum konusunda yeni politikalar geliştirilmesi gerektiğini vurguladı.

İklim değişikliği, Türkiye’nin özellikle Akdeniz ve Ege kıyılarında turizmin geleceği açısından giderek daha önemli bir başlık haline geliyor. Yaz aylarında artan sıcaklıklar, yangınlar, aşırı hava olayları ve uzun vadede deniz seviyesindeki yükselme riski, Türkiye’nin geleneksel “deniz-kum-güneş” modelinin geleceğini tartışmaya açıyor.

Turizm Gazetesi’nin Turizm Sohbetleri programına konuk olan İsveç Umeå Üniversitesi Coğrafya Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Cenk Demiroğlu, iklim değişikliğinin etkilerinin artık tartışma konusu olmaktan çıktığını belirterek, “20 sene önce iklim değişikliği var mı, yok mu, onu ikna etmeye çalışıyorduk. Artık o konulara gerek kalmadı; çünkü hep beraber görmeye başladık. Şimdi, ‘ne yapacağız?’ konuşulmaya başlanıyor” dedi.

Antalya ve Muğla için yeni dönem
Demiroğlu’na göre Türkiye açısından en acil konu, özellikle Antalya ve Muğla gibi yaz turizminin yoğunlaştığı destinasyonların artan sıcaklıklara ve aşırı hava olaylarına hazırlanması.

İklim değişikliğinin yalnızca turistlerin konforunu azaltmayacağını belirten Demiroğlu, sıcaklık ve nemin birlikte yükselmesinin insan sağlığı açısından da ciddi riskler yaratabileceğini söyledi. Yangın, sel ve fırtına gibi aşırı hava olaylarının hem sıklığının hem de şiddetinin artmasının turizm tesisleri, altyapı ve destinasyon yönetimi açısından yeni önlemleri zorunlu hale getireceğini ifade etti.

Demiroğlu, uzun vadede deniz seviyesindeki yükselmenin de kıyı turizmi açısından önemli bir sorun haline geleceğini belirtti. Ancak bu tabloyu yalnızca “turizm bitecek” şeklinde okumamak gerektiğini vurgulayan Demiroğlu, turizm talebinin değişebileceğine dikkat çekti.

“Coolcation” Türkiye için fırsata dönüşebilir
İklim değişikliğiyle birlikte yaz aylarında daha serin destinasyonlara yönelim anlamına gelen “Coolcation” eğiliminin güçlenebileceğini belirten Demiroğlu, bunun Türkiye açısından yeni bir kavram olmadığını, Türkiye’nin yayla turizmi geleneğinin aslında bu eğilimin tarihsel bir karşılığı olduğunu söyledi. Bu nedenle Türkiye’nin turizm ürününü yalnızca kıyılara ve yaz aylarına bağlamaması gerektiğini belirten Demiroğlu, yüksek rakımlı bölgelerin, Karadeniz’in, İç Anadolu’nun belirli destinasyonlarının ve dağlık alanların daha fazla değerlendirilmesi gerektiğine işaret etti.

Demiroğlu, Avrupa’da İsveç ve Norveç gibi daha serin ülkelerde turizm hareketlerinin artmasının yalnızca sıcaklıklarla açıklanamayacağını da belirterek, savaşlar, güvenlik algısı, Covid sonrası seyahat alışkanlıkları ve iç turizmin de bu gelişmelerde etkili olduğunu söyledi. Buna karşın Türkiye’nin de benzer bir değişimi şimdiden planlaması gerektiğini ifade etti.

Turizm sezonu değişebilir
Türkiye’nin en önemli avantajlarından birinin turizm sezonunu çeşitlendirme potansiyeli olduğunu belirten Demiroğlu, iklim değişikliği nedeniyle yaz aylarında yaşanabilecek konfor kaybının, ilkbahar ve sonbahar turizminin geliştirilmesiyle dengelenebileceğini söyledi.

Antalya gibi destinasyonlarda sıcaklığın günün belirli saatlerinde turist davranışını değiştirmeye başladığını belirten Demiroğlu, insanların denize ve açık hava aktivitelerine daha erken veya daha geç saatlerde yönelmesinin de bir tür adaptasyon olduğunu ifade etti.

Türkiye’nin temel sorunu: Destinasyon yönetimi
Demiroğlu’na göre iklim değişikliği Türkiye turizminin uzun süredir devam eden başka bir sorununu da daha görünür hale getiriyor: Destinasyon yönetimi eksikliği. Türkiye’nin dünya turizminde önemli bir ülke olmasına rağmen kapsamlı ve yerel ihtiyaçlara göre şekillenen bir destinasyon yönetişimi yapısının yeterince gelişmediğini belirten Demiroğlu, turizmin çok başlı biçimde yönetilmesinin sorun yarattığını söyledi. Özellikle Bodrum örneğinin bu açıdan dikkat çekici olduğunu belirten Demiroğlu, Covid döneminde ikinci konutlara ve yazlık bölgelere yönelik yoğun hareketliliğin büyük ölçüde kendiliğinden gerçekleştiğini ifade etti. Uzaktan çalışma imkanlarının yaygınlaşmasıyla insanların Bodrum gibi destinasyonlarda daha uzun süre kalmaya başladığını belirten Demiroğlu, bunun ardından trafik, altyapı ve belediye hizmetleri üzerindeki baskının arttığını söyledi.

Bu tür gelişmelerin yalnızca belediyeler veya turizm sektöründeki tek bir kurum tarafından yönetilemeyeceğini belirten Demiroğlu, “Bu destinasyon yönetim örgütünün işi” dedi.

Overtourism’e karşı yalnızca vergi yetmez
Türkiye’nin önündeki bir diğer önemli konunun aşırı turizm yoğunluğu, yani “overtourism” olduğunu belirten Demiroğlu, özellikle Bodrum, Antalya ve İstanbul gibi destinasyonlarda turist sayısından çok altyapı kapasitesi ile ziyaretçi yoğunluğunun birlikte ele alınması gerektiğini söyledi.

İspanya ve Balear Adaları’ndaki turist vergisi uygulamalarına dikkat çeken Demiroğlu, vergi toplamanın tek başına çözüm olmadığını, asıl önemli olanın elde edilen gelirin destinasyonun altyapısı ve yaşam kalitesinin iyileştirilmesi için kullanılması olduğunu belirtti.

Türkiye turizmi için yeni strateji şart
Cenk Demiroğlu’nun değerlendirmelerine göre Türkiye açısından iklim değişikliği, turizmin geleceğini tamamen tehdit eden bir unsurdan çok, mevcut turizm modelinin yeniden düşünülmesini zorunlu kılan bir dönüşüm süreci olarak görülmeli.

Antalya ve Muğla gibi kıyı destinasyonlarında iklim risklerine karşı altyapının güçlendirilmesi, sezonun ilkbahar ve sonbahara yayılması, serin ve yüksek rakımlı destinasyonların geliştirilmesi, ikinci konut ve uzaktan çalışma hareketlerinin planlanması ve destinasyon yönetim örgütlerinin güçlendirilmesi bu dönüşümün temel başlıklarını oluşturuyor.

Demiroğlu, iklim değişikliğinin etkilerini azaltmak için sera gazı salımlarının düşürülmesinin de turizm politikalarının ayrılmaz bir parçası olması gerektiğini belirterek, Türkiye’nin yalnızca “daha fazla turist” hedefinden, “daha dirençli, daha dengeli ve iklim değişikliğine uyumlu destinasyonlar” anlayışına geçmesi gerektiğine dikkat çekiyor.

BENZER HABERLER

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Haberler