Ana SayfaDestinasyonTurizmde büyüme var, denge yok: Yatırım dört ile sıkıştı

Turizmde büyüme var, denge yok: Yatırım dört ile sıkıştı

Turizm Yatırım Haber / Türkiye’nin belgeli konaklama kapasitesi 2 milyon yatağa yaklaşırken tesislerin ve yeni yatırımların İstanbul, Antalya, Muğla ve İzmir’de yoğunlaşması, turizmde büyümenin yönünü tartışmaya açıyor. Alanya’dan gelen mikroplastik alarmı ise kıyılar üzerindeki çevresel tehdidin ekonomik boyutunu bir kez daha gösteriyor. Türkiye’nin önündeki seçenek turizmi küçültmek değil; yaz ve kıyı ağırlıklı büyümeyi kontrollü biçimde frenleyerek turizmi 12 aya ve ülke geneline yaymak, yatırımları da bu hedef doğrultusunda yönlendirmek.

Türkiye turizmde büyümeye devam ediyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı verilerine göre işletme, basit konaklama ve yatırım belgeli tesislerin toplam sayısı 21 bin 679’a, bu kategorilerdeki yatak kapasitesi ise 1 milyon 943 bin 377’ye ulaştı.

Ancak bu büyümenin coğrafi dağılımına bakıldığında farklı bir tablo ortaya çıkıyor.

İşletme belgeli tesis sayısında İstanbul 1.346, Antalya 1.254, Muğla 859 ve İzmir 689 tesisle ilk sıralarda. Basit konaklama belgeli tesislerde de Muğla, İstanbul, Antalya ve İzmir öne çıkıyor. Yeni yatırımlarda ise Muğla 84 yatırım belgeli tesisle ilk sırada bulunurken İstanbul’da 49, İzmir’de 47 proje yer alıyor.

Bu tablo Türkiye turizminin yapısal sorunlarından birini gösteriyor: Turist belirli illerde yoğunlaştıkça sermaye o illere gidiyor, sermaye ve konaklama kapasitesi arttıkça ziyaretçi yeniden aynı destinasyonlara yöneliyor.

Böylece turist, yatırım, istihdam ve turizm gelirinin aynı merkezlerde toplandığı bir döngü oluşuyor.

İki milyon yatağın ötesindeki soru

Konaklama kapasitesinin büyümesi tek başına olumsuz bir gelişme değil. Yeni yatırımlar istihdam, döviz geliri ve ekonomik hareketlilik yaratıyor.

Ancak turizmde başarının yalnızca tesis, yatak ve ziyaretçi sayısıyla ölçülmesi artık yeterli değil. Asıl soru bu büyümenin nerede, ne zaman ve hangi çevresel maliyetle gerçekleştiği.

Milyonlarca ziyaretçinin özellikle yaz aylarında sınırlı sayıdaki kıyı destinasyonunda yoğunlaşması; su, enerji, ulaşım, atık, arıtma ve kıyı kullanımı üzerinde ciddi yük oluşturuyor.

Bu nedenle yeni yatırımların ekonomik getirilerinin yanında destinasyonların ekolojik ve sosyal taşıma kapasitesinin de hesaba katılması gerekiyor.

Akdeniz’den gelen alarm

Alanya’da kamuoyuyla paylaşılan “Akdeniz Kıyılarındaki Plastik Kirliliğine İlişkin Bilimsel Araştırma Raporu” bu açıdan önemli bir uyarı niteliğinde.

Prof. Dr. Sedat Gündoğdu, Akdeniz’de mikroplastik kirliliğinin kritik seviyeye ulaştığını belirtirken özellikle Adana ve Mersin’de faaliyet gösteren 140’tan fazla geri dönüşüm tesisinin daha sıkı denetlenmesi gerektiğini ifade ediyor.

Mikroplastik kirliliğini doğrudan turizmin yarattığı bir sorun olarak göstermek doğru olmaz. Ancak kaynağı başka bir sektör olsa bile çevresel tahribatın ekonomik faturası turizme çıkabilir.

Çünkü Türkiye’nin dünyaya sunduğu en değerli turizm ürünlerinden biri temiz denizi, kıyıları ve doğası.

Dolayısıyla çevrenin korunması yalnızca bir çevre politikası değil, aynı zamanda turizmin ekonomik geleceğini koruma politikasıdır.

Yaz turizminde frene, 12 ay turizminde gaza basılmalı

Türkiye’nin ihtiyacı daha az turizm değil, daha dengeli turizm.

Bunun için yaz aylarında birkaç kıyı destinasyonunda sürekli yeni kapasite oluşturmaya dayalı modelin büyüme hızında frene basılırken; kültür, gastronomi, sağlık, termal, doğa, yayla, kış, spor, inanç, arkeoloji, kırsal turizm, ekoturizm ve kongre turizmi gibi alanlarda gaza basılması gerekiyor.

Amaç 81 ilin tamamına otel yapmak değil.

Her ilin ve bölgenin öne çıkan tarihî, kültürel, doğal veya gastronomik değerlerini belirlemek; turizm potansiyeli bulunanları satın alınabilir, konaklama yaratan ve tekrar ziyaret nedeni oluşturan turizm ürünlerine dönüştürmek gerekiyor.

Çünkü turistik bir değere sahip olmak ile turizm destinasyonu olmak aynı şey değil.

Ulaşım, konaklama, rehberlik, etkinlik, destinasyon markası, dijital görünürlük ve uluslararası satış kanalları birlikte oluşturulmadıkça potansiyel ekonomik değere dönüşmüyor.

Kültür Yolu tek başına yeterli değil

Türkiye Kültür Yolu Festivalleri farklı şehirlerin görünürlüğünü artırmak açısından önemli bir araç olsa da turizmin ülke geneline yayılması için tek başına yeterli değil.

Festival dönemlerinde oluşan kalabalığın kalıcı turizm talebine dönüşmesi; şehir dışından ve yurt dışından ziyaretçi çekmesi, geceleme yaratması ve sonrasında özel sektör yatırımlarını teşvik etmesi gerekiyor.

Etkinlik düzenlemek başka, kalıcı bir destinasyon yaratmak başka. Kültür Yolu Festivalleri ancak daha geniş bir turizm ve yatırım stratejisinin parçası olduğunda bu dönüşüme katkı sağlayabilir.

Yatırım teşviklerinin pusulası değişmeli

Turizmin coğrafi dağılımını özel sektörün tercihlerine bırakmak ise gerçekçi değil.

Yatırımcı doğal olarak talebin, ulaşımın ve altyapının hazır olduğu Antalya, Muğla, İstanbul ve İzmir gibi destinasyonları tercih ediyor. Bu nedenle yoğunlaşmayı azaltmanın yolu yatırımcıya başka şehirlere gitmesini söylemekten değil, yatırım ortamını değiştirmekten geçiyor.

Kamu teşvikleri, finansman imkânları, ulaşım yatırımları ve uluslararası tanıtım politikaları, turizm potansiyeli bulunduğu halde yeterince yatırım almayan destinasyonları destekleyecek biçimde yeniden tasarlanabilir.

Ekolojik taşıma kapasitesine yaklaşan bölgelerde sürekli yeni yatak yatırımı teşvik etmek yerine, turizm altyapısı zayıf fakat potansiyeli güçlü bölgelerde yatırım daha cazip hale getirilebilir.

Böylece yalnızca turist değil, sermaye ve istihdam da ülke geneline yayılabilir.

Üstelik bu model turizmi aynı zamanda daha güçlü bir bölgesel kalkınma aracına dönüştürebilir. Turizmden yaratılan değer birkaç merkezde birikmek yerine Anadolu’nun farklı şehirlerinde esnafa, üreticiye, ulaştırmacıya, restorana ve yerel işletmelere ulaşabilir.

Yeni hedef: Sayı değil denge

Türkiye turizmde uzun yıllardır başarıyı turist sayısı, gelir ve yatak kapasitesi üzerinden ölçüyor.

Oysa yeni dönemde turist başına gelir kadar turistin hangi ayda ve hangi şehirde harcama yaptığı da önem kazanmalı.

Gecelemelerin illere dağılımı, sezon dışı ziyaretçi sayısı, yerel ekonomide kalan gelir, yeni yatırımların bölgesel dağılımı ve destinasyonların çevresel taşıma kapasitesi de turizmin başarı göstergeleri arasına girmeli.

Böylece “daha fazla turist” hedefinin yerini daha yüksek değer üreten, daha dengeli ve daha sürdürülebilir turizm hedefi alabilir.

Turizmin gerçek sermayesi

Türkiye 2 milyon belgeli yatak sınırına yaklaşırken asıl korunması gereken sermayenin ne olduğunu yeniden düşünmek zorunda.

Turizmin sermayesi yalnızca oteller, tatil köyleri ve milyarlarca dolarlık yatırımlar değil; deniz, orman, kıyı, tarih, kültür, gastronomi ve şehirlerin yaşam kalitesidir.

Otel yeniden yapılabilir. Yeni yatak kapasitesi oluşturulabilir. Yeni sermaye bulunabilir.

Ancak kirlenmiş bir denizi, betonlaşmış bir kıyıyı, tükenmiş su kaynağını veya ekolojik dengesi bozulmuş bir bölgeyi eski haline getirmek çok daha güçtür.

Bu nedenle Türkiye’nin turizmde önündeki gerçek eşik 2 milyon yatağa ulaşmak değil; turizm gelirini artırırken yatırımı ülke geneline yaymak ve doğal-kültürel sermayesini tüketmeden büyümeyi başarabilmektir.

Yaz turizminin üzerindeki aşırı yükü azaltmak, turizmi 12 aya yaymak, farklı şehirlerin özgün değerlerini turizm ürününe dönüştürmek ve konaklama yatırımlarını buna göre yönlendirmek artık yalnızca alternatif bir turizm politikası değil, ekonomik ve ekolojik bir zorunluluk olarak görülmeli.

Çünkü aksi halde yıllardır sorduğumuz “Torunlarımıza nasıl bir dünya bırakacağız?” sorusu bile iyimser kalabilir.

Gidişatı değiştiremezsek mesele, torunlarımıza bırakacağımız dünyadan önce çocuklarımızın görebileceği bir dünyayı koruyup koruyamayacağımız noktasına gelebilir.

BENZER HABERLER

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Haberler