Turizm Yatırım Haber/ Haber Analiz- Türk vatandaşlarının Schengen vizesi almak için aylarca randevu beklediği, yüksek ret oranlarıyla karşılaştığı ve kimi zaman yüzlerce euroyu bulan ek maliyetlere katlandığı süreç artık basit bir bürokratik sorun olmaktan çıktı. Vize krizi bugün hem ekonomik hem siyasi hem de ticari boyutları olan çok katmanlı bir yapıya dönüşmüş durumda. Daha da önemlisi, ortaya çıkan tablo sorunun çözülmesini değil, yönetilmesini tercih eden bir sistemin oluştuğu yönündeki eleştirileri güçlendiriyor.
Herkes Sorundan Şikâyetçi Ama Çözüm Yok
Türkiye tarafı son dönemde yeşil pasaport kapsamını genişleterek bazı meslek gruplarına ve kamu görevlilerine yeni kolaylıklar sağlamaya çalışıyor. Ancak bu adım milyonlarca vatandaşın yaşadığı temel sorunu çözmekten çok, belirli kesimlere yönelik bir rahatlama olarak değerlendiriliyor.
Asıl dikkat çekici olan ise Avrupa Birliği cephesi. Brüksel’den gelen açıklamalarda sürekli olarak “kriterlerin tamamlanması” vurgusu yapılırken, yıllardır ilerleme sağlanamayan süreç giderek kronikleşiyor. Alman Frankfurter Allgemeine Zeitung’un analizine göre Avrupa Birliği teknik görüşmelerin yeniden başlaması için girişimde bulunduğunu savunurken, Ankara’nın yeterince baskı yapmadığını öne sürüyor. Ankara ise sorumluluğun büyük ölçüde AB’de olduğunu düşünüyor. Sonuçta taraflar birbirini işaret ediyor, vatandaş ise vize kuyruğunda beklemeye devam ediyor.
Vize Sorunu Mu, Vize Endüstrisi Mi?
Bugün ortaya çıkan en büyük soru şu:
Gerçekten çözülmeye çalışılan bir sorun mu var, yoksa oluşan dev ekonomik yapı artık kendi kendini besleyen bir sisteme mi dönüştü?
Uluslararası araştırmacı gazetecilik ağı Lighthouse Reports’un 14 medya kuruluşuyla yürüttüğü kapsamlı araştırma tam da bu noktada dikkat çekici sonuçlar ortaya koyuyor.
Araştırmaya göre dünyanın en büyük vize hizmet sağlayıcılarından biri olan VFS Global’in ek hizmet satışları üzerinden ciddi gelir elde ettiği, bazı ülkelerde başvuru sahiplerinin ihtiyaç duymadığı hizmetlere yönlendirildiği ve satış baskısı uygulandığı iddia ediliyor. Araştırmada şirketin son yıllarda kârlılığını dört kat artırdığı belirtiliyor. Şirket ise tüm iddiaları reddediyor.
Ancak tartışma yalnızca ek hizmetlerle sınırlı değil.
Botlar, Karaborsa ve Randevu Ticareti
Türkiye’de son yıllarda en çok konuşulan konulardan biri Schengen randevularının adeta karaborsaya dönüşmesi oldu.
Araştırmalarda üçüncü taraf aracıların bot yazılımlarla randevuları bloke ettiği, daha sonra bu randevuların yüksek ücretlerle satıldığı yönünde iddialar yer alıyor. Türkiye’de bazı randevuların 300 ila 500 euro arasında değişen rakamlarla el değiştirdiği, acil durumlarda ise fiyatların 1.000 euro seviyelerine kadar çıktığı belirtiliyor.
Bu noktada Belçika’nın Ankara Büyükelçisi Hendrik Van de Velde’nin açıklamaları dikkat çekiyor. Van de Velde, vatandaşların resmi sistem dışında faaliyet gösteren aracı şirketlere para ödememesi gerektiğini belirterek, “Bunun hiçbir faydası yok. Bu boşa harcanmış para” ifadelerini kullanıyor. Büyükelçi ayrıca Belçika’nın botlarla randevu alınmasını engelleyen sistemler kullandığını ve bu tür uygulamalara izin vermediklerini söylüyor.
Ancak vatandaş açısından bakıldığında gerçek değişmiyor: Randevu bulmak hâlâ zor, süreç hâlâ pahalı ve belirsizlik hâlâ yüksek.
Avrupa da Rahatsız Görünmüyor
İşin belki de en çarpıcı tarafı burada ortaya çıkıyor.
FAZ’ın analizine göre Avrupa Birliği ülkeleri mevcut durumdan sanıldığı kadar rahatsız değil. Bunun en önemli nedenlerinden biri yeşil pasaport sahiplerinin düşük iltica oranları ve vize ihlallerinin sınırlı düzeyde kalması. Mevcut sistem Avrupa açısından yönetilebilir görülüyor.
Yani bir tarafta vize almak için aylarca bekleyen milyonlarca vatandaş bulunurken, diğer tarafta mevcut düzenin büyük ölçüde işlediğini düşünen bir Avrupa yaklaşımı var.
Bu nedenle ‘Türkiye neden hâlâ vizesiz Avrupa’ya geçemiyor?’ sorusunun cevabı sadece teknik kriterlerde değil, Ankara ile Brüksel arasında uzun süredir aşılamayan siyasi ve diplomatik yaklaşım farklılıklarında da aranıyor.
Hukuk Cephesinde Yeni Bir Savaş Başlıyor
Bu tabloya karşı son dönemde yeni bir mücadele hattı da oluşmaya başladı.
Avukat Yavuz Selim Sarıibrahimoğlu tarafından Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’e gönderilen hukuki ihtar ve OLAF’a yapılan başvurular, konunun artık yalnızca diplomatik değil hukuki bir zemine taşındığını gösteriyor. Başvurularda Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye yönelik yükümlülüklerini yerine getirmediği, Schengen uygulamalarının Ankara Anlaşması ve ilgili hukuk düzenlemeleriyle çeliştiği iddia ediliyor. Ayrıca ilerleyen süreçte Avrupa Birliği kurumlarına karşı tazminat davalarının da gündeme gelebileceği belirtiliyor.
Bu girişimlerin sonucu belirsiz olsa da, yıllardır siyasi zeminde çözülemeyen sorunun ilk kez daha sert bir hukuki mücadeleye dönüşmesi dikkat çekiyor.
Sorun Vize Değil, Güven Krizi
Ortaya çıkan tabloya bakıldığında Schengen meselesi artık yalnızca bir seyahat özgürlüğü tartışması değil.
Bir tarafta Avrupa Birliği’nin yıllardır tamamlanmayan kriterleri işaret eden yaklaşımı, diğer tarafta Türkiye’nin çözüm üretmek yerine belirli kesimlere ayrıcalık sağlayan geçici formülleri bulunuyor. Arada ise randevu ticareti, aracı şirketler, ek hizmet satışları ve büyüyen bir vize ekonomisi oluşuyor.
Sonuç olarak kaybeden taraf değişmiyor.
Öğrenci, akademisyen, iş insanı, ihracatçı, sanatçı ve turistler için Schengen vizesi artık bir belge olmaktan çıkıp erişilmesi zor bir ayrıcalığa dönüşmüş durumda.
Ve belki de en rahatsız edici gerçek şu:
Vize krizinden şikâyet eden çok, ancak mevcut sistemin değişmesini gerçekten isteyen taraf sayısı sanıldığı kadar fazla görünmüyor.





